arı



Bismillah



SİN VE SENA



Dağlar ve Ovalar


Tatlıcı kardeşler Sin ve Sena önce gökyüzündeki Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları;

Sonra sırasıyla havadaki bulut, yağmur, şimşek ve gök gürültüsünü;

Yeryüzünü ve dört mevsimi; son olarak da denizler ve nehirleri dinleyerek evrenin yaratıcısı ve sahibi olan, ilmî, iradesi, gücü ve kuvveti sonsuz olan Allah (cc)’ı öğrenip tanımışlar, fakat bunları yeterli görmeyip, daha fazlasını arıyorlar ve daha çok istiyorlardı.

Kovandan ayrılan Tatlıcı kardeşler yine kendilerine farklı bir rota belirlemek, ayrı bir yöne gitmek istediler. Karar vermek üzereydiler ki, çok yakından ve tok bir ses duyarak irkildiler.

Kendilerine ev sahipliği yapan Süphan Dağı sesleniyordu: “Sizi tanıyorum ve uzun süredir takip ediyorum. Evrenin sahibini ve yaratıcısını arıyorsunuz.

Çok da güzel bir iş yapıyorsunuz.

Anlatılanları ben de zevkle dinledim çok güzel bilgilerin sahibi oldunuz. Sizi takdir ve tebrik ediyorum.   

Ama ben de yeryüzündeki bütün dağlar, yaylalar ve ovalar adına size kendimizden bahsetmek, güzelliklerimizi ve görevlerimizi az da olsa tanıtmak istiyorum. Eminim ki, bizleri tanıdıkça, yaptığımız işleri bildikçe kâinatın tümünün yaratıcısı olan sahibimizi, sultanımızı, bizi sizi ve tüm varlıkları eğiten ve idare Allah (cc)’ı daha çok tanıtacak ve seveceksiniz...

Sin ve Sena uzağa gitmeden buldukları bu güzel fırsat için çok memnun oldular.

Süphan Dağı’nın büyüklüğü, ihtişamı karşısında şaşırdılar. “Şimdiye kadar bu ihtişamı nasıl fark etmemişiz?” diye hayıflandılar.

Sena, “Evet başımızı kaldırıp etrafımıza bakmamışız, ama artık Süphan Dağı’nı ve yaratıcısını layıkıyla tanımanın zamanı geldi” dedi.

Sübhan Dağı yaratıcısını sunumunu yapmaya başladı. Allah’ın emri ile yeryüzünden yükseliriz. Görevlerimiz pek çoktur. Bunlardan biri, yerkürenin derinliklerindeki ateş tabası olan mağmanın kaynaması sonucu oluşan gaz, duman ve buharın meydana getirdiği yüksek enerjinin muhtemel zarlarını bir baca gibi yeryüzüne atmaktır. Böylece yerküre zarar görmeden sakinleşir, rahatlar. Bu görevimiz sırasında gökyüzüne doğru toz, duman ve kızgın lav püskürtür, yerkürenin öfkesinin dinmesine yatışmasına yardım ederiz. Bir bakıma yerkürenin huzurunu sağlar, nefes almasını sağlarız.

Hergün üzerinden uçtuğunuz yerlerde gördüğünüz irili ufaklı kaya ve taş parçaları Allah (cc)’ın emriyle püskürttüğümüz lavların donuş halidir. Bunlar insanların da çok işine yarar, evlerini yollarını yaparlar…   

Biliyorsunuz gemileri direkler ile engin denizlerde dengelerini sağlar, Allahın emir ve iradesi ile uzayda süratle hareket eden yerkürenin dengesinin sağlanması görevi de dağlara verilmiştir. Dünyanın dört bir tarafındaki kütle halinde dağların yükselmeleri, uzay denizinde, Güneş’in etrafında hızla hareket eden dünyanın direkleri gibidir.

Ayrıca dağlar ve düz ovalar yeryüzünün gerçek hazineleridir.

Dağlar, yaylalar ve düz ovalar içme suları ve akar suların, insanların kullandıkları türlü mâdenlerin, her türlü kıymetli madde ve cevherlerin kaynakları, depoları, ambarlarıdır.

Sin ve Sena Süphan Dağı’nı hayranlıkla dinlediler, dağarın görevlerini ve yaptıkları işleri duyup öğrendikçe hayran kaldılar. Bu kocaman kaya kütlelerinin anlamsız, gereksiz olmadığını bütün kâinatın yaratıcısı tarafından bilerek ve faydaları gözetilerek yaratılan bir sanat eseri olduğunu anladılar. Allah (cc)’ın büyüklüğünü ve nelere gücü kuvvetini yettiğini anladılar.

Tatlıcı kardeşler Süphan Dağı’nı dinlerken bir yandan da dağın yüksekliklerine yükselmeye çalıştılar. Dağa yükselmenin düzlüklerde gezinmekten daha zor olduğunu, yorgunluklarını anladılar. Ayrıca hava da giderek serinliyordu. Etraflarındaki çiçek ve bitkiler de seyrelmiş, lacivert renkli keskin kayalar daha da belirgin hale gelmişti. Vadiler git gide derinleşiyor, bazı yerlerde beyaz kar kümeleri, buz parçaları gözlerine çarpıyordu.

Kısa bir mola verip dinlenmek istediler. Çevrelerindeki çiçeklere de uğrayıp  günlük rutin görevlerini de yapmak istediler. Çiçekler ve diğer bitkiler daha az ama daha renkli, balözü ve çiçektozu daha yoğundu, özellikle daha misafirperver ve cömertlerdi…

Daha da yukarı çıkmaya cesaret edemediler. Üşüyüp donmaktan ve yollarını kaybetmekten korktular. Hem buradan Süphan Dağı’nın uçsuz bucaksız, yaylalarını, daha da ilerideki ovalarını görebiliyorlardı. Irmağın sözünü ettiği irili ufaklı göller ve dereler, çaylar da bu engin düzlüklere ayrı bir güzellik, zenginlik katıyordu.

Süphan Dağı bu Tatlıcı kardeşleri yalnız bırakmak istemedi. Hem daha göstereceği çokkk güzel yerleri vardı. Allah (cc)’ın eseri bu harikalar onlara bu yerlerin sahibini de daha yakından öğretecekti.

Sin ve Sena biraz dinlenip, yakınlarındaki çiçekler ile tanışmış, gördükleri karşısında Allah (cc)’ın büyüklüğünü, kudretini takdir etmişlerdi. Süphan Dağı’nın kalın etkili ama güven veren sesini duyunca tekrar meraklandılar.

“Tatlıcı kardeşler, dağları ve yaylaları, ovaları daha yakından görüp tanıdınız. Benim sizlere göstereceğim çok harika hazinelerim ve gizemli görevlerim var. Ama sizi daha yukarı davet edemiyorum, yukarıya çıkmak sizin için de daha zor ve tehlikeli olabilir, üşüyüp hastalanabilirsiniz. Ben biraz daha görevlerimizden bahsedebilirim.

Görüyorsunuz yukarıya çıktıkça bitki ve çiçek sayısı azalır, ama daha az bulunan nadir şifalı bitki ve çiçeklerim var. Tepe noktasında (zirvede) güzel bir krater gölü bulunmaktadır. Kar ve buz zirvede hiç eksik olmaz. Kar ve buzlar ile beslenen kaynak sular, çevrede gördüğünüz, köy ve kasabalar ile birlikte dört büyük ilçenin tatlı su ihtiyacını da karşılar.

Biraz dikkatli bakarsanız Van Gölü’nü de görürsünüz. Van Gölü ve çevremizdeki Aygır  ve Arin gölleri ve diğer küçük göllerin de su ihtiyacını sağlamak Allah’ın izni ve emri ile biz dağlara verilmiştir. Biz de buna layık olmaya çalışıyoruz.

Daha keşfedilmemiş mâdenlerden ve diğer hazine ve zenginliklerden şimdilik söz etmeyeceğim. Sizler de Allah’ın harikulade sevimli varlıkları, görevlerinde en sadık ve titiz memurlarısınız. Sizin bu samimiyet ve sadakatiniz canlı ve cansız bütün varlıkların da sizi sevip saygı duymasına neden oluyor. Biz dağlar, yaylalar ve ovalar da sizleri seviyoruz. Size kucak açıyoruz, size en güzel çiçeklerimizi sunuyoruz… Sevgili Tatlıcı kardeşler, Güneş bugün bu bölgedeki görevini tamamlamak üzere, yuvanıza geç kalmadan, artık yuvanıza dönebilirsiniz” dedi.

Süphan Dağı’nın bu samimi konuşması Tatlıcı kardeşleri çok etkilemiş ve memnun etmişti. “Demek ki, Allah (cc)’ı tanıyıp onun görevlerini layıkıyla yapmak kocaman bir dağa da bizi tanıtıyor ve sevdiriyor, dağı tüm güzellikleri ve zenginlikleri ile bizim hizmetimize sunuyor…”

Sin ve Sena yuvalarına dönmek üzere yola koyuldular. Yol boyunca gördükleri birbirinden farklı çiçekleri de ihmal etmediler, uğrayıp hal hatırlarını sordular. Zor koşullarda yetişen ve yaratıcılarının emirlerine layık görevlerini yapan çiçekler, ilk kez gördükleri bu tatlı ziyaretçilerini misafir etmekten memnun oldular, en renkli, güzel, kokulu polen ve balözlerini bol bol ikram ettiler. Sin ve Sena bu cömert ev sahipleri ile tanışmaktan çok memnun olmuşlardı. Daha çok ziyaret edecekleri bitkiler varken yuvaya varmak için geç kalmak istemediler. Fakat buralara bir daha gelmeye, Allah (cc)’ın yarattığı harikaları yine Allah (cc) adına tanımaya söz verdiler.

O akşam yuvaya en geç Sin ve Sena varmıştı. Ama en çok, en güzel kokulu ve renkli balözü ve çiçektozları onlarındı. Arkadaşları da bunun farkındaydılar. Sin ve Sena’nın bu kadar bol ve güzel nektar ve poleni nereden ve nasıl toplayabildiklerini onlar da merak ettiler. Hem Sin ve Sena’nın gizemli halleri de dikkatlerden kaçmıyordu…

Tatlıcı kardeşler, gördüklerini, öğrendiklerini, bildiklerini arkadaşları ile paylaşmayı istediler.

Önce Sin izin isteyip söz aldı, anlatacaklarına dikkat çekmek için birkaç soru ile konuşmasına başladı. “Arkadaşlar siz hergün kovanlarınızdan çıkıp yeryüzünde- binlerce çeşit çiçeğe  konup, balözü ve çiçektozlarını topluyorsunuz. Topladığınız balözü ve polenler ile çok faydalı, şifalı bir gıda üretiyorsunuz. İnsanlar bu gıdaya “bal” diyorlar. Sizin ürettiğiniz harikulade balı sizden başka kimse yapamıyor. Hiçbir fabrika, hiçbir bilgisayar bu minnacık bedeninizle yaptığınız tatlı balı yapamıyor.

Siz bunun farkında mısınız?

Size bu şifalı gıdayı yapmayı kim öğretti?

Şu anda kovandasınız ve dışarısı karanlık ve serin, değil mi?

Yarın sabah kovandan çıkacaksınız ve yeryüzünü aydınlık ve sıcak bulacaksınız. Çiçekler de güler yüzleri ile sizi bekliyor olacaklar. Yeryüzünü kim nasıl aydınlatıyor ve ısıtıyor?

Kovandaki bütün arılar vızıltıyı kesip bu soruları dinlediler ve hayretler içinde kaldılar.

Kraliçe arı da kovan sessizliğine şaşırmıştı. “Kovan niye sessizliğe bürünmüştü ki?”

Sin, sorularını sormuş sözlerini tamamlamıştı. Sena da izin isteyip konuşmaya başladı. “Arkadaşlar bugün artık çok geç oldu. Hem gece de nöbet görevimiz var. Malum yarından erkenden balözü ve çiçektozu toplamamız gerekiyor. Lütfen Sin’in sorularını düşünelim, cevapları bulmaya çalışalım ve yarın dersimize kaldığımız yerden devam ederiz.”

Tüm kovan bu açıklamaya memnun oldu. Herkes işine ve uyumaya çalıştı. Tekrar tatlı bir vızıltı kovanı kapladı.

Gökte yüzen Dünya’ya

Dağları direk yapan

İçine mâden katan

Sensin güzel Allah (cc)’ım.

………………………….

 

Memnundular. O gün yuvalarından daha mutlu ve huszurlu uyudular. Daha Kendilerinin ve kâinatın yaratıcısını ve sahibini aramaya, daha çok tanımaya ve öğrenmeye devam edecekler, ayrıca yeni bir görev olarak öğrendiklerini arkadaşlarına da anlatacaklardı…