arı



Bismillah



SİN VE SENA



DÜNYA(YER KÜRE)


Tatlıcı kardeşler, gökyüzünün, Güneş’in, Ay’ın ve yıldızların sahibi ve yaratıcısı olduğunu öğrendikleri gibi; bütün canlıların her gün her saat, her dakika muhtaç oldukları havanın sahipsiz olmadığını; gökyüzünde asılı duran bulutların, rüzgarın, yağmurun, şimşeğin, yıldırımın ve gök gürültüsünün de sahipsiz olmadığını; gök cisimleri ve havanın kainatın yaratıcısı Cenab-i Allah (cc)’ın memurları olduğunu artık biliyorlardı.

Gördükleri ve muhatap oldukları her varlığın Allah (cc)’ın görevli memurları olarak kendilerine dost olduğunu, yardım ettiğini ve yardım edeceğinden emindiler. Böylece de Dünya’da kendilerini huzur ve güven içerisinde hissediyorlardı.

Tatlıcı Kardeşleri bu yerlerin sahibini, yaratıcısını daha yakından tanımanın merak ve heyecanı sarmıştı bir kere… “Bildiklerimiz bize yetmez!” Diyorlardı. O (cc)’nu daha yakından tanımak ve daha çok bilmekte kararlıydılar…

O gün de görevlerine başlarken daha da neşeliydiler. Birbirinden güzel çiçeklere konup balözü toplamanın sevinci ile bir de güzel şarkı söylüyorlardı:

Sema’yı direksiz tutan         

Yağsız Güneş’i yakan  

Geceye Ay’ı takıp

Nur’un saçan Allah(cc)’ım.

…………………..

Pamuk gibi bulutlar

Rüzgar emrini bekler

Şimşek çakıp gök gürler

Rahmetin bol Allah (cc)’ım.

 

Sin ve Sena şevkle çalışırken, bir yandan da “Bugün kim sahibini, rabbini, yaratıcısını bize bildirip tanıtacak?” Diye gözleri, kulakları gelecek bir işarette bir haberdeydi.

Nihayet bekledikleri müjde, haber geldi. Bu kez kendilerine seslenen her gün gördükleri, üzerinde gezip çalıştıkları yer küre (Dünya) idi:

“Merhaba Tatlıcı Kardeşler, uzun süredir sizi gözlemliyorum, sizin bu Kâinat’ın sahibini, yaratıcısını aradığınızı biliyorum. Önce gökyüzü sonra da hava aradığınızı size tanıttı.  Bugün de ben aradığınızı daha yakından size tanıtmak istiyorum. İstediğinizi, Allah (cc)’ı size gösterip tanıttıracağım. Bunun için yaptığım görevlere bakın, sayfalarımı çevirip okuyun.” Dedi.

Tatlıcı kardeşler, yeni bir sevinç, yeni bir heyecan yaşamaya başladılar. İşlerine bir mola verip, bu değerli dakikaları en verimli bir şekilde değerlendirmek istiyorlardı. Birazca yüksek bir dala çıkarak can kulağı ile gelen sesi dinlemeye başladılar:

“Yuvarlak şeklimden dolayı yerküre olarak bilinirim. Daha kolay diye Dünya diyenler de oluyor. Feza da denilen uzay boşluğunda, yani gökyüzünde kaptanımın, sahibimin izni ve emri ile O’nun belirlediği yörüngede itaatkâr bir gemi gibi hareket eder, yüzerim.

İki türlü hareketim vardır benim. İlk hareketim ile eksenim etrafında dönerek gece ve gündüzün meydana gelmesini; ikinci hareketim ile de Güneş’in etrafında dönerek dört mevsim ve bir yılın meydana getirilmesi görevimi Allah (cc)’ın izni ve emri ile yerine getiririm.

Gece ve gündüz yeryüzündeki bütün varlıklar, özellikle de bitki, hayvan ve insanlar için Allah (cc) tarafından sunulan önemli bir fırsattır, nimettir. Gece ve gündüzün meydana gelmesi ve birbirini muntazam bir düzen içerisinde takip etmesi canlıların hayatı için çok önemlidir. Hatta gece olmazsa bir çok canlı türü yaşayamaz. Her canlı gibi siz balarılarının da dinlenmek için karanlığa, geceye; beslenmek, çalışmak ve bal üretmek için gündüze ihtiyacınız var.      

Benim Dünya olarak, Güneş’in etrafında Allah (cc)’ın izni ile O’nun tayin ettiği yörüngede döndürülmem o kadar harikulade bir iştir ki; bu iş bilgisi, gücü ve kuvveti sınırsız olan yaratıcımız Allah (cc)’ın tam bir mucizedir.

Benim Güneş’in etrafında belirlenmiş yörüngede döndürülmem ile dört ayrı sayfa halinde, dört ayrı mevsim meydana gelir. Her bir mevsim kendi dili ve harika işleri ile mutlak bir surette var olan, tek olan, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Rabbi (cc)’ ni tanıttırır.        

Bakın şimdi bahar mevsimindeyiz. Fırtınalı yağmur ve çamurlu toprak içinde birbirinden farklı binlerce bitki, çiçek açmış meyve veriyor. Aynı toprakta birbirine benzer kuru tohum, çekirdek ve köklerden; aynı suyu içerek beslenen bu kadar çeşitli bitkinin hiçbiri aynı değil; tatları, kokuları farklı, renkleri farklı, şekilleri, meyveleri farklıdır.

Her bir tohum, her bir ağaç kendine verilen görevi mükemmel bir şekilde yerine getiriyor.

Allah (cc)’ın rahmet hazinelerinden her bir bahar mevsimi, erzak dolu araçlar, vagonlar gibi canlıların imdadına gönderiliyor.   

Bütün bitkiler en güzel, en tatlı ürünlerini; erzak paketleri,  konserve kutuları ve kavanozlar ile pazara, sergiye çıkarıp kendilerine bu imkanı, bu görevi veren yaratıcılarına sunuyorlar. Bütün canlıları besleyen ve rızkını garanti altına alan yaratıcılarının ilmini, sanatını gösterip sergiliyorlar.      

Sonbahar mevsiminde bütün bu güzel çiçekler, bitkiler, otlar görevlerini tamamlamış olmanın huzuru içerinde soğuyan havanın ve rüzgarın etkisi ile ak sararıp soluyor, yapraklarını dökerek görevlerini, ömürlerini tamamlıyorlar.

Bununla birlikte her bir bitki gelecek bahar mevsiminde tekrar canlanmak ve yine görevlerini en güzel bir şekilde layıkıyla yapmak üzere tohumlarını torağa bırakıyorlar. Her bir canlıyı koruyan ve kollayan, merhamet sahibi Allah (cc) bu düzeni, kanunu ile hem o zayıf canlıları, kışın şiddetinden koruyup tohumlarını saklıyor, hem de gelecek baharda onlara yeniden taze bir can veriyor.  

Kış mevsiminde ise şiddetini arttıran soğuğa, rüzgara karşı, toprağa bırakılan tohumları himayesine alıp koruyor, üzerlerine beyaz karı bir yorgan gibi örtüyor ve o tohumları gelecek bahar mevsiminde canlanıp tekrar görevlerine dönmek üzere muhafaza ediyor.

Kışın etrafına bakan insan anlar ki, kuruyan ağaçlar, tohumlar, donmuş toprak, ancak her şeye gücü yeten Allah (cc)’ın dilemesi ve yaratması ile bahar mevsiminde yeniden canlanıp hayat bulabilir.

Bahar mevsiminin yaratılması ise, Feza denizinde bir gemi gibi yüzdürülen Dünya’nın Güneş etrafında döndürülmesi ile mümkündür. Bu da kendiliğinden veya tesadüfen, rastgele olmaz ve olamaz. Bu ancak sınırsız bir ilimi, gücü, kuvveti olan  Allah(cc)’ın dilemesi ile olur. Bütün bu işler Allah (cc)’ın varlığını, birliğini hatırlatıp gösteriyor.      

Sin ve Sena can kulağı ile anlatılanları dinleyip; yaşadıklarını,  gezip gördükleri türlü türlü bitkileri, meyveleri, sebzeleri tanımanın ve kendileri ve diğer canlılar için ne kadar önemli işler yaptıklarını düşünüyorlardı.

Öyle ya! her bahar mevsiminde birbirine benzeyen tohum ve çekirdeklerden bu kadar farklı bitkilerin ortaya çıkması; odun parçaları gibi kuru ağaç dallarında envai çeşit meyvelerin asılması, insanın ve diğer canlıların hizmetine sunulması; yeryüzünün bu kadar güzel süslenmesi; bu kadar bereketli zengin sofraların hazırlanması ancak ve ancak varlığı mecburi ve kendinden olan bir yaratıcının, bir tek Allah (cc)’ın bilgisi, gücü ve kuvveti ile olabilir. Bütün bunlar, ancak onun sanatı, eseri, işidir.   

 

Tatlıcı Kardeşler dünyaya geldikleri günden, bugüne Dünya’nın ve Kainat’ın sahibi ve yaratıcısını hakkında çok değerli bilgilere sahip olmuşlardı. Artık biliyorlardı ki; Kainatta var olan; büyük-küçük; canlı-cansız bütün varlıklar Allah (cc)’ın memurudur. Allah (cc)’ın bilgisi, emri ve izni dahilinde hareket ediyorlar; hiç biri başıboş, sahipsiz değil; herkes, her şey bu dünya görevini yapıp, terhis tezkeresi alarak ayrılıp gidecekler.

Sin ve Sena, kendilerini, kendi görevlerini düşündüler. Bu küçücük, (0.10 mg’lık) bedenlerine; yuva ve petek yapma, uçma, en kaliteli besin olan balı yapma, kendini savunma, çoğalma … yeteneğini nasıl kazanmışlardı?

Tatlıcı kardeşler bu ve benzer sorularla tekrar işe koyuldular…     

Dünya yüzer Feza’da

Semaya durur aşkla

Gece-gündüz her biri

İcad olur sırayla

……………………………….

Küre-i Arz Sema’da

Rabb’in emriyle yüzer

Dört mevsim her bir yılda

O’nun işini söyler 

……………………………..

Baharda çiçekler

Fettah ismiyle açar

Bin bir türlü nimetler

O’nun ismini sunar

……………………………

Güz gelince tohumlar

Korunur itinayla

Beyaz örtü altında

Tatlı uykuya dalar…..

 

………………………………

 

Memnundular. O gün de yuvalarına daha mutlu döndüler. İnançlıydılar, kararlıydılar. Kainatı tanımaya, yaratıcısını ve sahibini aramaya, bulmaya devam edeceklerdi…